TEYEMMÜMÜ GEREKTİREN HALLER

Teyemmümü îcâb ettiren haller ikidir:

1- Suyun bulunmaması,
2-Hastalık,

Eğer abdeste kâfi gelmeyecek kadar az bir su bulursa, kâfi geldiği kadar hepsini kullanır kâfi gelmeyen kısım için teyemmüm eder.

1-Suyun bulunmaması:

Vakit girdikten sonra ya kendisi veya itimatlı bir izinlisi tarafından suyun aranması lâzımdır. Bu arama için, kendi yüküne bakar, arkadaşlarından sorar, yanlarında su varsa sahaveten vermelerini veya paraya kâdirse satmalarını taleb eder. Sonra gine suyu bulamazsa ve düz bir arazide ise yürümeden dört tarafına bakınır. Bir gavs mikdârı kadar uzaklıktaki olan yerleri gözden geçirir.gavs ; gâse = yardım etme, koruma, imdâda yetişme mânâlarını taşıyan fiilden gelme olup, bir yolcunun bir tehlikeye mâruz kalması karşısında, arkadaşlarının, işleri ile meşgul oldukları halde bağırmasını, imdâdını işitebilecekleri bir mesâfedir. Bu da takrîben üç yüz adımdır.

Eğer su arayan kimsenin bulunduğu yer, inişli yokuşlu ârızalı bir yer ise, bir gavs mikdârını gözden geçirecek kadar her cihetten üçer adım gider gelir.Bir gavs mikdârındaki uzaklıkta suyun varlığı veya yokluğunda şüphe eden kimsenin oraya kadar olan yeri araştırması vâcibdir.Bunun için, herhangi bir düşmandan nefsinin, ve âzâsından bir uzvunun ve malının, emniyet altında olması şarttır. Aynı zamanda bu kimsenin vaktin çıkmamasından da emin olması lâzımdır.

Suyu arayan kimse, eğer bir gavs mikdârındaki yerde suyun bulunduğunu yakıynen bilirse, suyu araması gine vâcibdir.Şu şartla ki, nefsine ve malına emîn olmalıdır. Vaktin çıkmamasına emîn olması şart değildir.

Suyu arayan kimse, yakın mesâfede yâni yarım fersah uzaklıkta(takriben 2520 metre), suyun bulunduğunu yakinen bilmedikçe ,suyu araması vâcib değildir. Yakinen bilip de suyu aradığında nefsine ve malına emin olması şarttır.Ve bu halde suyun bulunması ihtimâli fazla olan bir cihette ise vaktin çıkmamasına emin olması şart değildir.Aksi takdirde şarttır. Suyu arayan kimse, yakın mesafenin ötesi olan uzak mesafede, suyun bulunduğunu, yakinen bilse dahi araması, vâcip değildir. (l) Suyun bulunmaması ihtimâli, fazla veya müsâvi olan bir yerde ise ve vakit de darsa, hemen teyemmüm eder ve namâzını kılar ve tekrar kaza etmez. Eğer bunun aksine suyun bulunması ihtimali fazla olan bir yerde ise, vakit çıksa dahi aramasına devam eder.

Eğer suyu arayan kimse suyu bulur, fakat bulduğu su, kendisinin veya başkasının velev ki muhterem bir hayvanın içmesi veya satıp yiyeceğini te'min etmesi için ise, veya suyu bulduğu yerde kıymetinden fazla bir fiatla satılıyorsa veya bulduğu su ile kendisi arasında bir düşman veya yırtıcı bir canavar var ise veya sulu bir kuyu görür de suyu oradan alacak bir âleti olmazsa veya bulduğu su içmek için sebil olarak bırakılmış bir su ise bütün bu suları yok hükmünde ad edip, teyemmüm eder, namâzını kılar ve kullanacak bir su bulduğu zaman dahi o namazı iâde etmez. Fakat herhangi bir hastalık gelir korkusu ile soğuk sudan abdest alamaz ve ısıtmaya da kâdir olamazsa teyemmüm eder, namâzını kılar ve sonra kaza eder.

2- Hastalık:

Bir vücud uzvunun menfaatının haleldar olması, veya korkunç bir hastalığın zuhur etmesi, veya yüz el gibi görünen âzâlarda fâhiş bir fenâlığın meydana gelmesi veya iyileşmenin gecikmesi hallerinde teyemmüm edebilir. Üzerinde sargı olmayan bir yaranın azması korkusu ile suyu kullanamazsa o uzvun sağlam olan yerini yıkar hasta olan kısmına bedel olarak da teyemmüm eder. Eğer yaralar yüz, el ve ayak gibi tertîbi îcâb eden âzâlarda olur, ve bütün âzâların her tarafını kaplayarak umumileşmemişlerse bulundukları âzâ adedince teyemmüm etmek lâzımdır. Yaranın yalnız ellerde olması gibi, tertîbi îcâb etmeyen yerde olursa, bir teyemmüm etmek kâfidir.

Abdest âzâlarında olan yaralar için teyemmüm edilir, bunların hâricindeki yaralar için teyemmüm istemez. Bütün bunlar cünüb olmadığına göredir.

Eğer cünüb ise, yıkama ile teyemmüm arasında tertip olmayıp yaralar müteaddit olsa dahi, cünüb için bir teyemmüm kâfidir. Eğer yara teyemmüm mahallinde ise ve toprak zarar vermezse üzerini toprakla mesh etmesi lâzımdır. Yukarıda sayılan bütün hastalık hallerinde böylece teyemmüm etmekle kılınan namaz sahihdir, iyileştiğinde iâdesi lâzım değildir. Ancak yara teyemmüm mahallinde olur da üzerinden toprak geçirilmezse o zaman bil'âhere o namazı iâde etmesi lâzımdır.

Eğer yaranın üzerinde bir sargı varsa ve yara teyemmüm âzâsında ise, suyun ve teyemmümün noksanlığından dolayı, namâzın bilâhare iâdesi lâzımdır.
Eğer, yara teyemmüm âzâsından gayri bir yerde ise ve üzerindeki sargı tutacak yerden fazla olarak sağlam bir yeri kaplamışsa, abdestli veya abdestsiz olarak sarmış bulunsun teyemmümle kılınan namâzın iâdesi lâzımdır.

Eğer yaranın üzerindeki sargı, tutabilecek kadar sağlamın üzerini aşmışsa ve abdestsiz iken sarılmışsa gine iâdesi lâzımdır.
Eğer sargı sağlamın üzerine hiç gelmemişse abdestli veya abdestsiz olarak sarılsın kılınan namâzın iâdesi lâzım değildir. Eğer tutabilecek kadar lûzumlu bir mikdâr da sağlamın üzerine gelmişse ve abdestli iken sarılmışsa teyemmümle kılınan namâzın iâdesi gine lâzım değildir.
Şu da bilinmelidir ki; yaranın üzerinde bir örtü bulunur ve fenalaşması dolayısiyle çıkarmasından korkulursa, teyemmüm etmek mübah olur, ve şu üç şeyi yapması vâcib olur. Sağlam olan açık yeri yıkamak, yaradan dolayı teyemmüm etmek ve sargı sağlamdan da bir kısım kaplamışsa üzerini su ile mesh etmek, kaplamamışsa yalnız evvelki ikisi vâcib olur. Sargının çıkarılması veya düşmesi ile mesih bozulur. Eğer namâz içinde düşerse ve bu düşmesi iyileşmeden dolayı ise namâz ve tahâreti bozulur. Düşmesi iyileşmeden dolayı değilse namâzı bozulur. Tahareti bozulmaz. Sargıyı tekrar sarar ve üzerini yalnız mesh eder. Ve yara tertibi îcâb eden bir âzâda ise bundan sonraki âzâlarda tathiri iâde eder.

Kaynaklar:
(l) Şerh'ü-Minhac - el-Tâlibin cild : l sa: 78

Read 10.770 times
In order to make a comment, please login or register